1. Haberler
  2. Genel
  3. Fransız yargısına Rum müdahalesi

Fransız yargısına Rum müdahalesi

featured
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Fransa’da, Kuzey Kıbrıs’taki taşınmazlarla ilgili davalarda yaşanan son gelişmeler, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Avrupa Tutuklama Emri mekanizmasını siyasi amaçlarla kullandığı yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

 

Aralık 2025’te Fransa’nın Aix-en-Provence İstinaf Mahkemesi, KKTC vatandaşı Behdad Jafari hakkında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin çıkardığı Avrupa Tutuklama Emri kapsamında yaptığı iade talebini reddetmiş, daha sonra bu karar Fransız yargısında kesinleşmişti. Karar, Rum tarafının mülkiyet temelli cezai süreçleri Avrupa ülkelerine taşıma stratejisi açısından önemli bir hukuki yenilgi olarak değerlendirilmişti.

 

Ancak aynı mahkemenin bu kez bir Litvanya vatandaşı hakkında Rum tarafının iade talebine yeşil ışık yakması, dosyayı yakından takip eden çevrelerde ciddi soru işaretlerine neden oldu. İddiaya göre, her iki dosyada yöneltilen suçlamalar, hukuki gerekçeler ve ileri sürülen iddialar büyük ölçüde aynı olmasına rağmen, mahkemenin kısa süre içerisinde tamamen farklı yönde karar vermesi Fransız yargısındaki yaklaşımın değişip değişmediği tartışmalarını beraberinde getirdi. Kararın temyize açık olduğu belirtiliyor.

 

Jafari kararından sonra yoğun girişimler

 

Dosyayı takip eden kaynaklara göre, Jafari kararının ardından Rum yönetimi söz konusu kararı ortadan kaldırmak ve benzer davalarda farklı sonuçlar elde edebilmek amacıyla yoğun hukuki ve diplomatik girişimlerde bulundu. Aynı kaynaklar, Rum tarafının Fransa nezdinde yoğun temaslar yürüttüğünü ve Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nı da bu süreçte diplomatik bir avantaj olarak kullandığını ileri sürüyor.

 

Bu kapsamda, Fransız savcıları ve yargı mensuplarının Kıbrıs’a davet edildiği, çeşitli temas ve programların düzenlendiği iddia edilirken, bu girişimlerin Fransız yargı süreci üzerindeki etkisi konusunda kamuoyunda tartışmalar yaşanıyor.

 

Cannes yolculuğu kâbusa dönüştü

 

Litvanya vatandaşının aktardığına göre olay, 14 Mayıs’ta Cannes Film Festivali’ne gitmek üzere küçük yaştaki çocuğuyla birlikte Nice Havalimanı’na indiğinde başladı. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin çıkardığı Avrupa Tutuklama Emri gerekçe gösterilerek gözaltına alınan Litvanyalı iş kadını, iki gün boyunca nezarette tutuldu.

 

 

Mahkeme tarafından daha sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Litvanyalı iş kadınının Fransa’dan ayrılmasına izin verilmedi. Haftada iki kez polis merkezine giderek imza vermek zorunda bırakılan Litvanyalı iş kadını, bir ay boyunca fiilen Fransa’da kalmaya mecbur edildi.

 

Davaya iki Fransız avukat

 

Litvanya vatandaşının verdiği bilgilere göre, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi davaya doğrudan müdahil olmak amacıyla iki Fransız avukat görevlendirdi. İlk Fransız avukat, ilk duruşmadan yalnızca bir gün önce dosyaya dahil edilirken, bu nedenle duruşma bir ay ertelendi. Yeniden görülecek duruşmadan sadece iki gün önce ise ikinci Fransız avukat görevlendirildi ve mahkemeye, Behdad Jafari dosyasında kullanılan hukuki argümanların büyük ölçüde aynısını içeren bir mütalaa sunuldu.

 

“Hakkımda tek bir somut delil yoktu”

 

Litvanya vatandaşı, mahkemede kendisine yöneltilen suçlamaların tamamen varsayımlara dayandığını savundu. Hakkında herhangi bir yasa dışı faaliyeti ortaya koyan tek bir somut delil sunulmadığını belirten Litvanya vatandaşı, suçlamaların Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan ve çalışan hemen herkese yöneltilebilecek kadar genel ifadeler içerdiğini ileri sürdü.

 

Savunmalarını desteklemek amacıyla Güney Kıbrıs’taki hukuk bürolarıyla yaptıkları yazışmaları da mahkemeye sunduklarını belirten Litvanya vatandaşı, söz konusu hukuk bürolarının dahi bazı taşınmazların 1974 öncesindeki mülkiyet durumunun kesin olarak tespit edilemeyeceğini yazılı olarak bildirdiğini söyledi. Buna rağmen hakkında ceza soruşturması yürütülmesini hukuki açıdan kabul edilemez bulduğunu dile getirdi.

 

Ayrıca, Güney Kıbrıs’ın da mülkiyet ihtilaflarında tazminatı hukuki bir çözüm yöntemi olarak kabul ettiğini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ise Kuzey Kıbrıs’taki Taşınmaz Mal Komisyonu’nu mülkiyet uyuşmazlıkları bakımından etkili bir iç hukuk yolu olarak tanıdığını vurguladı.

 

Yeni süreci baltalayan girişimler

 

Konuyu yakından takip eden çevreler, Rum yönetiminin mülkiyet meselesini Avrupa Tutuklama Emirleri üzerinden uluslararası bir baskı aracına dönüştürmeye çalıştığını savunuyor. Aynı çevreler, Rum tarafının hukuki sürecin yanı sıra siyasi ve diplomatik kanalları da son derece etkin kullandığını, buna karşın Türk tarafının ise uluslararası hukuk ve diplomasi alanında yeterli karşılığı veremediğini ifade ediyor.

 

Değerlendirmelere göre, mülkiyet konusunun cezai soruşturmalar ve Avrupa Tutuklama Emirleri üzerinden siyasi bir mücadele aracına dönüştürülmesi, yalnızca bireysel davaları değil, Kıbrıs meselesinde yeniden başlaması hedeflenen diyalog sürecini de olumsuz etkileyebilir.

 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin adada yeni bir müzakere zemini oluşturma çabalarını sürdürdüğü bir dönemde, Rum tarafının mülkiyet konusunu uluslararası ceza süreçleri üzerinden tırmandırmasının güven ortamını zedelediği değerlendiriliyor. Bu nedenle Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’nin, taraflar arasındaki gerilimi artıracak bu tür uygulamaları teşvik etmek yerine Rum yönetimini mülkiyet meselesini siyasi baskı aracına dönüştürmekten vazgeçirecek adımlar atması, aksi halde Rum tarafının Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüm arayışı konusunda samimi olmadığını ortaya koyması açısından da önem taşıyor.

Fransız yargısına Rum müdahalesi
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter